anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2021 Pazartesi

"Bazı kalpler hiç geçmeyecek bir yarayla yaşlanırlar."

Önder Deniz Çavuşlar - Derinlik Sarhoşluğu 

📚 Kitap temin adresleri:

D&R, Kitapyurdu, Idefixe, BKM Kitap, Mephisto, Amazon, Pandora, Kırmızı Kedi, Babil.com, Kidega, Eganba, Sözcü Kitabevi, İlk Nokta, Kitap Ambarı, İdeal Kitap, Kitap

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Hatırla

Bir zamanlar sonsuz özgürlüğün kollarında yapayalnız yağmurlarda yürüyor ve sevdiklerinin arasında kadehini aşka kaldırıyor, güneş tependeyken masmavi denizlerde ufka doğru yüzüyordun. Bunu anımsa. Göklerde süzülen şahindin, rüzgarlar öpüyordu omuzlarından, şen şakrak ve neşeliydin. Tarihi sokaklar, deniz kenarları, yemyeşil ormanlar sohbete doyulmayan kafeler, fasıllar, meyhaneler, danslar, düğünler, ağıtlar! Okumadığın bütün kitapları alıp okuyordun, sinemada yetişemeyip izleyemediğin filmlerin diskini bulup izliyordun, yeni şarkıları keşfetmek için konserleri ve albümleri kaçırmıyordun, umut doluydun; hayatı, insanları canlıları sevmekten yorulmuyordun.
Tanrı'nın insana bahşettiği mucize gerçekleşti sonra. İşlerden kafanı kaldıramadın, insanlardan uzaklaştın ve unuttun. Geçmişini, çocukluk düşlerini, nerelerden geldiğini, kayıplarını, acılarını, çok eskiden bir ailen olduğunu ve senden umutları olduğunu unuttun. Sevdiğin kadınlar oldu. Adamlar oldu. Bir zamanlar kahramanın olanlar gibi, onların yaptıklarını yaptın. Hayallerini, planlarını, yarınlarını unuttun. Bir zamanlar geleceğe ait düşler kurup elele tutuştuğun insanlar o birlikte dolaştığınız sahil kıyılarında, sokak aralarında başkalarıyla yürüyor çoktandır. Başka düşler kuruyor insanlar, sen unuttukça kendini. Sen duruyorsun gölgenin ardında. Zaman geçiyor. Savaşçıydın oysa kaybetmek değil unutulmak yaralardı ya seni. Artık sıra sende. Anımsa. Bir zamanlar kimdin neler düşledin. Nerelerdeydin, nerelere geldin? Soğuk tren garlarını, uzun otobüs yolculuklarını, uçsuz bucaksız deniz kıyılarını, unutulmaz tatil gecelerini anımsa. Anımsa ki kendini unutma. Unutma ki bir daha hatırlamak zorunda kalma. Hatırla! Sen kimdin aslında?

1 Temmuz 2018 Pazar

1 Temmuz: Adım Bir Hiç

Bu kaçıncı? Saymıyorum artık. Çok yaşlar düştü gözümden, bir o kadar da yaş ömrümden. Bir yenisi daha mı ekleniyormuş bugün? Nasıl mı? Fi tarihte başlayan hikaye, atalarımızın Makedonya diyarına göçmesiyle sürmüş sonra varoluş nedenlerim annem ve babam tanışmış birbirlerini sevmiş ve evlenmişler işin aslında. Altı yıl sonra ben doğmuşum.
Günün anlamına binayen sorular var. Kaç kez ağladığımı, kaç kez gülebildiğimi, ne kadar mutlu olup ne kadar çok üzüldüğümü, kaç zaman sustuğumu kaç kez uykusuz kalıp kaç sabahı sabırsızlıkla beklediğimi ve ne kadar zamanımın kaldığını hiç hesaplamadım. Onca kavga, hasret, yalnızlık! Öyle bir ölçü birimi olsaydı ne olurdu acaba? Ne çıkardı bahtıma? Ne çok emek vermişim de emeklerimin filizlendiğini görmüşüm ve ne çok çabamın boşa gittiğini seyretmişim şimdi umrumda değil. Otuzlu yaşların sonuna gelirken geriye bakınca doludizgin yaşanmış ve ucundan kıyısından biraz da ıskalanmış bir hayatmış gibi hissediyorum. Ve biriken iyikiler ve pişmanlıklar, omuzlarında tüm yükünce anlıyorsun. Yaşam göz açıp kapayıncaya.
Mutlu günlerimi yaşadığım tüm acıların içine sarıp saklıyorum yıllardır. Yalanlarınızı çok duydum, alkışlarınıza çokça şahit oldum lakin sizi tanımıyorum. Siz de beni. Uçsuz bucaksız sahil kıyılarında ölümsüzlüğe inanıp çok demlendim, senelerce dört duvar arasında son günümmüş gibiymişcesine yaşlandım. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da bir rüya ne kadar sürerse o kadardı galiba.

Geçip gidiyorum gözlerinizin önünden işte. Biraz elem, biraz neşe. Biraz hüzün biraz tebessüm. Heeyt. Bugün benim doğum günüm. Hem sarhoşum hem de mutlu, hem yastayım hem de umutlu. Garip bir duygu geçmişe tanıklık etmek ve geleceği hayal etmek. Dört kelime var aklımda. Aşık oldum, yandım, kavruldum, ateşlerde yürüdüm. Beşte oluyor olabilir oyunlar ve rakamlarla aram yok. Bağışlayın. Aranızdan, tam ortanızdan ve yanınızdan geçtim yalnızca. Adım bir hiç. Kapkaranlık gecelerden masmavi düşlerin koynuna doğru bugün bir yaş daha doğdum, bir yaş daha büyüyor ve bir yaş daha ölüyorum. Ama her şeye rağmen yalnızlığı, ayrılıkları, kayıpları ve aşkı yaşattığın bu renksiz dünyayı bana armağan ettiğin için, Tanrım sana teşekkür ediyorum.

30 Haziran 2018 Cumartesi

Burgazada

Ada'yı boylu boyunca gören bir çay bahçesinde oturup yaşadığın şeylerin içinden çıkmak için etraflıca düşündükten sonra, hiçbir çözüm bulamadan kalkıp kendini sokaklara atmak ve kuş cıvıltıları ile rüzgarın okşadığı dalgaların sesine doğru yürümek.

Herşey kafanda kurduğun kadar güzel olmayabilir, acı verse de tekrar ayağa kalkabileceğin yenilgiler, tadılmamış zaferler ve sevgiler.
Ulaşılamayacak tepeler, kimsesiz geceler, iki yüzlü insanlar, sahte yüzler içinde mutluluğu arayışlar, bulamayışlar, tekrar tekrar arayışlar, yalnızlıklar, rüya gibi saatler, hatıralar, unutulanlar, hic aklından çıkmayanlar, kayıplar, ölümler, doğumlar, sessizlikler, emekler, terk edilişler, yasama sevinçleri.

Birden sustu düşünceler.

Ada'yı boylu boyunca gören bir çay bahçesinde oturup yaşadığın şeylerin içinden çıkmak için etraflıca düşündükten sonra artık geleceği bir kenara bırak dedi bir ses. Şimdinin güzelliğinin farkına var. Bunun için başka bir zamanın yok.

Kuş cıvıltıları ile rüzgarın okşadığı dalgaların sesine doğru yürümek.

Sanırım yaşamın en güzel anıydı şimdi. Tepeye doğru hislerime bir vapurun düdüğü eşlik etti. Kalpazankaya'ya on bilemediniz onbeş dakikalık yürüme mesafesi kala.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Kaldım mı?

“Hadi, aç hediyeni,” derken gözlerindeki o parıltıyı unutmak mümkün mü?
Oğuz Atay… Tutunamayanlar.

Beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam. İlhan İrem çalıyordu; Sazlıklardan Havalanan sevinçle karışıyordu o ana. Bana “Oğuz Atay gibisin,” demiştin. Hani der ya Atay:
“Çünkü ben babacığım, biraz da duygularımın ‘romantik’ bölümünü—sen kızacaksın ama—annemden tevarüs ettim.”
“Annene düşkünlüğünü ne güzel anlatmış,” demiştin. Seni anlatıyordu aslında. Gülümseyerek hatırladım.

Vüs’at O. Bener okumaya başlamıştın. Hegel’den, Kant’tan konuşurken birden sordun: “Peki senin en sevdiğin şair kim?”
Saatler son düzlükte dörtnala koşarken, içimiz yolculuk istiyordu. “Belki bir otobüs gelir, biner gideriz,” demiştim.
“Dönmeyeceğimiz bir yer seç,” demiştin sen. Başka türlüsü mümkün değildi zaten.

Kadehlerimizden birkaç yudum aldık. Tom Waits çalıyordu. “Dur, sana bir şey dinleteceğim,” deyip Opus’tan Live Is Life’ı açtım. Kaset arada takıldı; olsun.
“Sıradaki parça,” demiştik, “kalbi kırıldığı yerden bir daha onarılamayan bütün âşıklara gelsin.” Bunu sen mi dedin, ben mi—artık hatırlamıyorum.

Chris de Burgh eşliğinde birer sigara sardık. İki nefeste başımız döndü; dünya durdu, duvarlar üzerimize geldi.
“Neşet Baba açalım,” dedim. Dinlerken gözlerimizden birkaç damla yaş süzüldü.
Şişe Ahmet Kaya’yla, Tanju Okan’la bitti. Cemali’yi uzun zamandır dinlememiştim.
“Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaşlarım…”
Hayatın renksizliğine pastel bir çizik atmıştın o gece.

Balkona çıktın sonra; başın dönüyordu, belliydi.
“Benim için hayat dursun şimdi,” dedin—o yaşta, o gecede, o hâlde.
Üşüdün içeri girerken. “Durmayacak,” dedim.
Zihnimizde Lionel Richie ile Sting birbirine karışıyordu.

O yıl üniversiteyi kazanmıştın. Son akşamdı. Ertesi gün yola çıkacaktın.
Ben kalacaktım—bu bunalım şehirde, çıplak. Askerlik de vardı önümde.
Hayat tam orada, ekseni kayıyormuş gibi, avuçlarımın arasından uzaklaşıyordu.

Sarılıp uyuduk o gece.
O net.
Diğer her şey flu. Anılar gibi.

Sabah not bırakıp gitmiştin.
“Seninle başka bir rüyada uyanmak ümidiyle,” yazmıştın.
Altına da eklemiştin:
“Düşlerimde kal.”

Kaldım mı peki?

10 Haziran 2018 Pazar

Yaşam Paradoksu

Geçmişin hala geçmediğine dair beylik laflar söyleyen bir adam tanıdım masaların birinde. Geçer dedim araya girerek. Hem de kanata kanırta geçer. Büyüklerimiz derdi ya zaman herşeyin ilacı. Şimdi büyüklerimizin o bir zamanlar gözümüze büsbüyük göründüğü yaşlardayım. Evet, zamanın küllendirmediği hiçbir acı ve hiçbir ayrılık yok. Bak ben de bir vakitler sevdim. Öyle güzel hatıralar var ki aklımın dehlizlerinde. Hangi birini anlatsam? Sonucunu? Farklı zamanlarda ve başka şartlarda belki ama şimdi ayrılmalıyız deyip usulca çıkıp hayatımdan gittiğini anımsıyorum. Teselli beklerken, müstehak sana dediler. Dedik o kadar sevdin. O seni senin onu sevdiğin kadar sevmiyordu. İnanamadım. Şimdi mi söylenir bu dedim. Insanların söylediklerine gözün sevdiğinden başkasını görmediğinde pek itibar etmezsin. Ne münasebet diye çıkışıp konuyu kapatırdım. Mevzubahis o olunca dünyayı karşıma alırdım. Uğruna dünyayı karşına aldığın günü gelir dünyanı başına yıkar. Saf acı. Tatmalısın. Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, kafam güzel bir akşam. Unut onu dedi annem. Kendini topla ve hayatına devam et. Bense kolay mı sanıyorsun sen ne anlarsın deyip kırmıştım beni doğuran kadını. Sonra geçmişin geride kalacağını ve bambaşka hikayelerin yaşanacağını bilmeden o zamana kendimi kilitleyip içine kapamaya çok çalışmış sonunda yitirmiştim. Önce onu. Sonsuza dek annemi. Kalplere dokunanlar unutulmuyor bayım demişti bir keresinde o kadın. Onu da başkası sevmemişti onun sevdiği gibi o sevdiğinin bir başkasıyla evlendiğini anlatırken omuzlarımdaydı ve kirpiğinden süzülen yaşların acısını kendi tenimde hissetmiştim. O gün geçer demiştim. Hem de kanata kanırta geçer. Yaşam paradoksu. Bir zamanlar sevdiğim kadın da bir başkasıyla evlendi. Hiçbir zaman aynı cümlenin içinde geçmedik bir daha. O yüzden bana geçmiyor dedikleri acıyı ve düş kırığını kilometrelerce öteden tanıyorum. Olmuyorsa sebebi var olmasını zorladığının, çok arzuladığının. Kendini iyileştiremeyeni, kimsenin iyileştiremeyeceğini biliyorum bir de gecelerin iyi bir pansuman olduğunu. Dinle bak sessizliği, içinde kendini bulacaksın. Kendini bulmayı başardıktan sonra da kalbini yeniden umuda ve aşka açacaksın.

3 Haziran 2018 Pazar

Bir Yeryüzü Rüyası

"İçimde lise son sınıfın, son cumasının ince kederi var." diyordu Mükremin Abi. Kaç cuma geçti kimbilir? Yalnızlığın o kekremsi bir hüzününde cereyan eden yaz akşamlarını düşündüm bu cümleyi hatırlayınca.

Hiç bitmeyecekmiş sanıp bilye peşinde koştuğum mavi öğleden sonraları geldi aklıma. Top oynayıp terleyince kana kana su içtiğim haziran sıcakları. Yüzmeyi öğrendiğim Burgazada'nın soğuk suları. Karpuz ve bira iskelenin altında. Okulu kırıp kah Boğaz'a, kah Kalpazankaya'ya, kah Galatasaray antrenmanlarına, kimi zaman Veliefendi'ye, kimi zaman da İstiklal Caddesi'ne bambaşka dünyaları soluduğum ve o rüyalarda kaybolduğum yaz mevsimleri.

İnsanları tanımaya çalışan o naif adam. Herkesi kendi gibi sanan. Az ve öz insanı hayatıma alırken yaşadığım hayal kırıklarını düşündüm. Lisede İngilizce dersindeki o parlak zekalı genç tuttu elimden, ilkokulda okumayı ilk söken sarışın çocuğun yanına götürdü beni. Annem kahvaltı hazır diye seslendi. Babam hadi hazırlanın Yeşilköy Havacılık Müzesine gideceğiz kahvaltın bitirince dedi. İlk bisiklet sürüşümdeki heyecan ve bisikletten düşerken ki acı tenimdeydi. Sızladı biraz, dondurma yerken dişlerim. Uçurtmam takıldı tellere. Rüzgarlar öptü saçlarımı. Kızlar geldi gözümün önüne karşılarında saf duygularla heyecanıma yenik düştüğüm. Bir zamansız yeryüzü rüyasıydı bu. Benim içimde dünyanın bütün haziranlarından biriken ince bir keder vardı hep. Dilimde de, "Önümüz temmuz, önümüz ağustos nasıl olsa" diyerek insanlığı teselli eden Cemal Süreya'nın dizeleri..

27 Mayıs 2018 Pazar

HERHANGİ BİR ZAMAN

Herhangi bir yerde, herhangi bir zamandı.

Uzak ufukların rotasında seyreden gemilerin ve şehirlerarası vapurların hüznüne yaslamıştık ömrümüzün solgun akşamını. Anımsadın mı hani ay ışığı değmişti yanık tenine o akşam, deniz kıyısında. Bütün şehrin üstünü örtercesine, kalbi kırık bir şarkı derinden gelip uyutuyordu hatıraları. Yollar uzanmıştı bir de mesafeler aramıza bir de ellerimizden kayıp giden mevsimler. Dalgalar değerken sessizce kıyılara, saçlarını usul usul savuruyordu rüzgar. Saçlarından öptüm. Bir kaç kadeh daha devam ettik hayal kurmaya. Sarhoş olunca hayallerimiz sustun bir süre, ben gözlerinde kaldım. Suskunluğun bütün manzarayı aldı koynuna. Gülümsedin, sanki severmiş gibi. Gülüşünden öptüm. Kanatlanıp göğsümde ürkek bir güvercin, sanki uçup gidecekmiş gibiydi, gökyüzü parlament maviydi birazcık da mora çalıyordu. Üşüdük. Uzak ufuklarda rotasında seyreden gemilerin hüznüne yaslamıştık ömrümüzün o solgun akşamını. Herhangi bir yerde, herhangi bir zamandı.

13 Mayıs 2018 Pazar

Ana Gibi Yar Olmaz

Anneler Günü bugün, anılar arasından bir şeyler geliyor aklıma. 2001 sene. Ankara Mamak. Askere gitmişim. Sabah 4 kalk. Akşam 9 koğuşa çekil. Kar, kış kıyamet. Cep telefonu yok. Sosyal medya öyle facebook ınstagram hak getire. Telefon kartı henüz çipli değil. Kaset bantını sarardık pritle o dönemki telefon kartlarına yapıştırır telefon kulubesinde cebelleşir bir kaç dakika ve bedavadan 100 kontor yüklerdik.

Kemal vardı koğuşta yanık sesli. Acemiliğin ilk günleri. Solcu. Türkü repertuarı geniş. Ahmet Kaya zaten askerde en çok dinlenen. Uzak ufuklara otobana ve özgürlüğe giden bir tepe var akşam yat verilince gizlice oraya kaçardık. Kemal söyler biz gözler nemli. Uzaklara dalardık. Ben ketum. Kendimi tutarım. Ama koyverdim bir gece. Kemal yanık sesiyle okudu Ahmet Kaya'dan. O başladı şiiri ben okudum.. Beni burada arama. Arama anne. Kapıda adımı, adımı sorma. Saçlarına yıldız düşmüş. Koparma anne ağlama. Ne garip duygu şu ölmek. Öptüğüm kızlar geliyor aklıma. Bir açıklaması vardır elbet. Bağışla beni güzel annem. Oğul tadında bir mektup yazamadım diye. Kızma bana. Elleri değsin istemedim. Gözleri değsin istemedim. Ağlayıp kokluyacaktın. Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda. Yaşamak ağrısı asıldı boynuma. Oysa türkü tadında yaşamak isterdim. Ölmek ne garip şey anne.. Bir solukta okudum, yağmur başladı. Bizim beş kişilik tayfanın gözleri ağlamaklı. Herkes koğuşlara giderken telefon kulübelerine koştu. Annesine iyi akşamlar dilemek için. Biri sıra beklerken ulan dedi "sesini değerlendir ne içli okudun öyle bilader ama haklı be Ahmet abi, oğlum kiymetini bilmemiz lazım valla billa ana gibi yar olmaz!"

Ben de sıradaydım aradim anamı iki kelam ettik hal hatır. İyimiş. Haftasonu ziyaretime gelecekmiş.

22 Nisan 2018 Pazar

Bazı Anlar

Bazı anlar öyle bir geçer ki. Hatırası kalır geriye. Şiirlerde, şarkılarda, filmlerde veya bir kitabın sayfalarında çıkar karşına. Dün gibidir.

Bazı anlar öyle bir kalır ki, izleri tazedir hep, bugüne aitlerdir.

Rastlamana gerek kalmaz hiçbir yerde, yaşaman yeterlidir.

25 Şubat 2018 Pazar

Yakamoz

“Güneşi avucuma dikip mayın tarlalarının içinden, çocukluğumdaki düşlere yetişmek ister gibi koşarak geldim bir pazar günü sana. Masumiyetinden damlayan yağmur tanelerini örttüm üzerime, sıkıca sarıldım yakamoza borçlu olduğumuz ilk geceye. Gün yüzünü artık gül yüzüne çeviriyor ay parçam, o günden sonra her pazar, sessizce büyürken sen içimde.”

“Ben yazdım”, dedim. Nasıl olmuş?

Bir yandan kahveyi pişiriyor, bir yandan bana geçen bütün günün hikayesini soluksuz anlatmaya çalışıyor, bir yandan da endamıyla büyülüyordu. Arkası dönük izliyordum oturduğum yerden büyülü güzelliğini. Bir sigara yaktı.. Çok güzel bayıldım, dedi yeni mi yazdın? Ve cevabımı duymayı beklemeden "Aşkım dur söyleyeceğim fakat Beyoğlu’nda Ceylan Ertem konseri varmış yarın, Yıldızlararası vizyona girmiş, şirkette bugün sorma neler oldu, annemler gelecekmiş hafta sonu bu arada bize, hadi yapayım kahveyi de, dizimiz başlar birazdan izleyelim derken lafını böldüm ve "sesinden ısırmak istiyorum şimdi seni" deyiverdim.

Nasıl bir tatlı tebessüm oluştu dudak sızısında, anlatamam.

“Gözlerinin kalbime baktığı o yerde öyle derin bir sen var ki” dedim.”Bana bunları işte o yazdırıyor..” Dolu dolu gözlerle, "Ahhh canım sevgilim” dedi. “Ağlatcan beni o nasıl bir cümleydi öyle. Seni çok seviyorum adam. Aklının alamayacağı kadar çok be.” Hiç kimse bana bu kadar güzel ve içtenlikle "seni seviyorum" dememişti o güne kadar. O'na bir kez daha aşık olduğumu fark ettim sonra...

17 Nisan 2016 Pazar

Galata

"Ah bak şarkıda; Acımın üstünde yerin var diyor, ne güzel sözlermiş değil mi adam" dedi. Sen de benim için öylesin!

Ilık bir rüzgar esiyor, gökyüzünde kuşlar uçuyor, insanlar oradan oraya koşuşturuyordu o sıra.. Mutlu olmak ne demekmiş o an bir daha hatırladım. Mutluluk bazen bir kelime, bazen bir bakış, bazen sessizlikmiş. Bazen gördüklerin, bazen de özlediklerinmiş vesselam.

Yudumladım kadehimdeki son yudumu. Acısını hiçbir yere taşırmadan yalnızlığında taşıyabilen insan, aşka düşüyordu demek ki!

Galata karşımdaydı. Yüzyıllar boyu, ne hayatlara şahitti, kim bilir? Göz açıp kapayıncaya dek sonsuz hızla geçen bu zamanda biz de gitgide yitirdiklerimize benziyorduk. Yitirdikçe çoğalıyorduk. Aşka, acıya, sevdaya düşüyorduk..Hayallere tutunuyor, kırıklarına kalbimizi bırakıyorduk..

13 Ocak 2016 Çarşamba

2001‘de yazmışım..

....

Bu yazıyı bir dolu hayal kırıklığı içindeyken yaşayıp yaşayamayacağımı bile bilmediğim gelecek bir zamana fırlatıyorum şimdi.

Sene 2001...

Biliyorum ki biri var uzak odalarda saklı, kendi zincirlerinden kurtulmamış yağmurlu ve soğuk gecelerde ve evcilik oyunlarının koynunda uyuyor. Kimsesiz rüyalar görüyor henüz. Biliyorum ona ulaşana dek kaderimi kendim düşleyeceğim. Kaderimin peşine düşeceğim. Biliyorum yol uzun, duraklar günahkar.

15 Aralık 2015 Salı

"Belki de kendimle konuşuyorum. Bu bir düş."

Hayatta bir tek babam var. Annemi kaybedeli 7 yıl oluyor neredeyse. Uzun zaman sonra baba oğul gibi vakit geçirdik, benim ilk kahramanımla geçen gün. Akşam kendi evime ve kendi yaşantıma döndüğümde bugünün ne kadar değerli olduğunu hissettim. Avuçlarımdan kum tanesi gibi kayan senelerde neredeymişim ki ben?

Kadınlar tanıdım. Kadınları terk ettim. Kadınlar beni uçurumdan aşağı ittiler. Kendimi yükseklerden aşağı bıraktım sonra.

İyi işlerde çalıştım. Güzel paralar kazandım. Bi güzel harcadım. Klas mekanlarda eğlendim izbe salaş yerlerde süründüm. Beş parasız ve aylar boyu işsiz kaldım sonra. Eve çok zaman uğramadan geçti kimi günler rahmetli annem “gece bir iki fark etmez hep camda seni beklerdim” derdi. Bazen evden odamdan dışarı adım atmadım. Kadehlerde dindirmeye çalıştım içimdeki huzursuzluğu. Yalnızlığıma çare aradım, kimsesizliğime. Tavanı seyretmekten bıktıktan bir müddet sonra anamın karnındaki gibi uyudum geceleri dizlerimi karnıma çekip yan tarafıma döndüm ve duvarlara fısıldadım. Duvarlarla konuştum. İçtim dağıttım kimi gece halıda uyudum sızıp sızıp. Kendime günlerce gelemedim. Kendime gelmeyi hiç istemedim bir vakit. Kayboldu ruhum.

Bir sürü kitap okudum. Şehirler gezdim. Sabah ilk uçakla kaçıp bu kalabalık şehirden bilmediğim uzak bir vilayetin sokaklarını arşınladım. Akşama son uçaktan ayırttım yerimi. Kimi zaman otobüs bileti kestirdim dönüşü olmayan yollara. Kendimi dinledim yolculuklar boyunca şarkılar işittim. Çok terk edildim, sürekli başarısızlıklar yaşadıkça kendimden sıkıldım.

Adını artık anımsamadığım kadınlarla seviştim. Tenlerinin kokusunu unuttuğumun üzerinden bin yıl geçti belki. Sonra yağmurlar yağdı hiç durmaksızın, ben de ıslak caddelerde yürüdüm kendimden uzakta. Koştum anlamsızca denize sıfır kıyı sahillerin uzantısında.

Güzel yalanlar söyledim. Doğruları söyledikçe bi bok olmadığını gördüm söylememek için, kendimle çok mücadele ettim ama. Cebimde beş kuruş yokken şehri boydan boya dolaştım. Parklarda uyudum. Bir kaç hadiseye karıştım. Burnum kırıldı. Kalbim kırıldı. Uzağı iyi görmeyen gözlerim ile silah elimde atış talimleri yaptım ordu içinde daha seçkin olanların arasına seçildim. Askerlikten nefret ettim. Benim nöbetimi devrettiğim çocuk nöbette intihar etti. Kendimden nefret ettim. Ağladım. Gözyaşlarımın tadına baktım sessiz ağlayıp kimse duymasın diye dudaklarımı ısırdıkça.

Bir kaç şehir hiç bitmeyen yolculuklar sığdırdım ömrümün bir kaç yılına. Yönetici oldum, garson oldum yerleri paspasladım. Gocunmadım. Dize kadar karda, kırk bir derece ateşle çıplak halde, boş arazide karlarda yattım. Üşüdüm ruhumla beraber.

Ama sabaha yaklaşırken en sevdiğim anlardı geceler. Çünkü en sessiz zamanıydı karanlığın o sayede duyabildim vicdanımın çığlıklarını, keşkelerimle pişmanlıklarımın çırpınışlarını. Keşke bazı günler hiç geçmeseydi bazı sabahlar da hiç olmasaydı diye hayıflandım o alacakarartılarda.

Ama geçti.

Demirden raylar gibiymiş meğer insan. Zaman da son hızla hareket eden bir tren. Üzerimizden geçen geçerken bizi ezen.

Şimdi saat gece. Yarın erken kalkmalı uykum yok. Belki saçmalıyor olabilirim lakin yüküm ağır. Belki de kendimle konuşuyorum. Bu bir düş.