Hemen pes mi ediyorsun? Yemyeşil çayırlara uzanıp taze kır çiçeklerinin kokusunu çekeceksin daha içine. Avucuna düşen yağmur damlalarını sayacaksın, saçlarından süzülecek ıslaklık, yürüyeceksin uçsuz bucaksız yolları aldırmadan ve sırılsıklam.
Gökyüzünden en parlak yıldızları seçmek için bakacaksın geceleri pencerenden, ayışığı dolacak içeriye tutamayacaksın kendini atacaksın sokağa. Sen aydınlatacaksın belki de geceyi, ne biliyorsun? Denize paralel sahil kıyılarında tabanların acıyana dek dolaşıp toplayacaksın deniz yıldızlarını ve mercan taşları, seke seke suyun üzerinden atacaksın suyun dibine, başka ne umuyorsun?
Bir sigara telleyecek, soğuk bir bira kapacaksın dolaptan, arkana bile bakmadan hey ne sanıyorsun?
Kim ne yapıyor veya nasıl baş etmeye çalışıyor hayatla unutacaksın, çünkü insanlar ve değer yargıları, çünkü insanlar ve çok bilmişlikleri, çünkü insanları ve içten içe seni aşağı çekişleri gelecek aklına.
Sana bahşedilen güzellikleri göremediğin günlere, yaşam deme. Çünkü insanlar kötüdür. Yaşam, göz açıp kapayıncaya giden bir yoldur çünkü.
Doğduk, büyüdük, yaşadık ve azar azar ölüyoruz.
Hayat, imdi adanın sırtlarında pencereden sarkan sardunyalara bakıp tebessüm etmek, biraz da vapur telaşlarıdır, son sefere yetişmeye çalışmak gibidir.
Yaşantının manası alamadığın uykular değildir yorgun gecelerden, Her gün seni bekleyen keşmekeş ve depresyondan depresyona sürüklendiğin ruh halleri de değildir. Şehir yorar, yıpratır insanı. Yorucu ne varsa uzaklaş, ne duruyorsun?
Olduğu gibi kabul edip göz ardı etmeye devam edersen ıskalayacağın zamanı düşün. Daha evden çıkmadan sabırsız şoförlerin kornaları karışır, kalabalığın uğultusuna.
Eğer akışına bırakırsan erkenden uyanıp işe yetişme telaşlarına kapılırsın, kendini otobüslerin içinde nefes almaya, trafikte aracında ilerlemeye çalışırken bulursun. Yöneticilerin hesap sorar; can sıkar, stresli ve endişeli çalışma arkadaşların da seni hep aynı döngünün içine atar durur.
Ödenecek faturalar, benzin parası, bina aidatı, zamlar, altını, doları, kredi kartı, iki oda bir salon evin bütün ihtiyaçlarına, eş dostun yapay davranışlarına, unutulan saygıya, hoşgörüsüz ve sevgisiz kent insanlarına ve akrabalarına rast gelmen ve o kısır döngü içinde boğulman kaçınılmaz.
Mutlaka gidilmesi gereken konserler, iyi ki seyretmişim diyeceğin tiyatro oyunları, izlenmesi gereken filmler, ruhuna iyi gelecek şarkılar ve keşfedilmeyi bekleyen yerler var daha kaldır başını.
O nedenle, hayatı ıskalama lüksün yok, hadi durma bir yerden başla. Başlayan ve yolu yarılayan bu dizeleri usulca koyuyorum başucuna. Yarenlik olsun.
"Ay büyülüydü. Yakamoz, deniz. Ardından koştuğumuz o baharlar. Çocuklardık. Parlak yıldızlardık o zamanlar. Artık dönemesek de geriye, ardından koştuğumuz o zamandır."
Sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Eylül 2018 Cuma
Azar Azar
Etiketler:
anılar,
Anlatı,
blog yazıları,
burgazada,
Deneme,
edebi sözler ve yazılar,
Edebiyat,
hayata dair yazılar,
kitap alıntıları,
Önder Deniz Çavuşlar,
Öykü,
Sözler,
yalnızlık,
yaşam,
yaşamak
3 Ocak 2015 Cumartesi
3 Mayıs 2014 Cumartesi
"En çok acıttığın yeri mühürledim!"
20 Aralık 2013 Cuma
28 Ekim 2013 Pazartesi
21 Eylül 2013 Cumartesi
19 Eylül 2013 Perşembe
18 Eylül 2013 Çarşamba
3 Ağustos 2013 Cumartesi
2 Ağustos 2013 Cuma
26 Temmuz 2013 Cuma
19 Temmuz 2013 Cuma
Hatırladıkça
Seni bu yeryüzünde yaşamışken ve beni hayata inandırışına inanmaya başlamışken; en acısıymış, yokluğun. Üstelik, tam da alışıyorken, varlığına. Şimdilerde alışmaya çalışıyorum, olmayışlarına. Yokluğunu, unutmaya çalışmaya. Unutamadıkça özlemeye başlamaya. Özledikçe hatırlamaya, hatırladıkça seni sevdiğimi, kalbimi daha çok ağrıtmaya...
Olan bitenler arasında; avuçlarımızdan kayıp gidenler içinde ve senelerce yaşadıklarımdan tecrübe ettiğim duygu çöküyor tam da şuan; korkunç karanlıklar eşliğinde; "Alışmaya başlamak" Sesini unutmaya, kokunu anımsamamaya, geri gelmeyeceğine inanmaya başlamak...
ÖDÇ
Olan bitenler arasında; avuçlarımızdan kayıp gidenler içinde ve senelerce yaşadıklarımdan tecrübe ettiğim duygu çöküyor tam da şuan; korkunç karanlıklar eşliğinde; "Alışmaya başlamak" Sesini unutmaya, kokunu anımsamamaya, geri gelmeyeceğine inanmaya başlamak...
ÖDÇ
2 Temmuz 2013 Salı
22 Haziran 2013 Cumartesi
Martı
Ben amaçsızca kentin üzerinde uçan, acıkmış ve yorulmuş bir martıydım. Kanatlarımı kırmışlardı çok önceleri. Yeni toparlamıştım. Bir kaç "insan" sahip çıktı bereket, yaralarımı sardı. İtiraf edeyim ki; sürekli taşladılar beni, bir yerlere kondukça. Çok kovan, çok kötü gözlerle bakan oldu. Bir parça simidini bile paylaşmayan. Onlarca, tonlarca. Derken, bir sabah kondum pencerenin kenarına. O gün bugündür mutluluk; sabahları camını açtığında, o güzel yüzünü görmek oldu artık, bana...
ÖDÇ
Uzaya Yağan Yağmurlar
Bak sevgilim, biraz kendimden bahsetmek istemiyorum yine. Misal, eski bir pikapım var. Zeki Müren plakları, şarkıları dinliyorum akşamları şimdi olduğu gibi sonra rakımı peynire katıyor ve geceleri ağlayıp duruyorum. Ama ağlamak insani. Zayıflık değil. Ben mutluysam ağlarım yani haberin olsun. Bir de kaybettiklerim, kazancımdan çoksa. Ki çok fazla. Sulu göz hiç değilim. Kesseler ağlamam. Yani seni seviyorum. Seni özlüyorum. Çok güçlüyüm yani böyle de. Bir gün sen de gidebilirsin diye aklıma düştü bir şüphe şimdi. Olabilir hayat bu. Kimseyi zorla tutma hakkına sahip değilim. Kimseyi beni sevmesi için etkileme, zorlama hakkına sahip olmadığım gibi. Yani ben buyum. Tuhafım. Seni de özlüyorum. Kimse anlamasın beni diye uğraşıp durdum yıllarca. Böyle nefes alıyorum. Acılar yaşadım, kıyımlar, mezarlar gördüm. Kimse bilmez bir de bu sırrımı, gece yarıları annemin toprağına sarılıp uyudum. Yani lafın özü, yüzleri anımsayamıyorum gelip giden, gidip hiç gelmeyen. Yani ben önce hayatıma girip, bir süre sonra gidip sonra hiç gelmeyenleri gördüm hayatım boyunca. İtiraf edeyim, sen bana onur verici bir şey yapıyorsun şimdi, farkında olmadan, beni seviyorsun. Bu dünyanın sonu, bu yağmurların uzaya yağması, bu galaksinin felç olması, bu güneşin karlarda erimesi gibi bir şey. Bu sineklerin balinaları yemesi gibi hatta. Yani anlam, bu hayatı unutmak. Seni sevdim, seviyorum, sever miyim sonrası, bilmiyorum. Ama sen beni sevdikçe ben çoğalıyorum. Sen beni sevdikçe, cesedim ruha üfleniyor. Yeniden doğuyorum. Ha ne fallara, ne hayatın çok güzel olduğuna be de reenkarnasyona inanmam. Ama yeniden hayata gelmek dedikleri şey, sabahları kollarımın arasında uyanmandı bunu da unutma..
ÖDÇ
ÖDÇ
Siren Sesleri
İçimde ölmeyen cesetler var sevgilim, ayaklarımın altı epey cam kesiği. Kollarımı gördün; çentikler dolu. Yaşamda kaldığım her bir güne ait. Kalbimdeyse sağır edici siren sesleri, susmak bilmiyorlar üstelik. "Beni seviyorsan yeni bir acı bırakmazsın avuçlarıma" diye mi söyledim bunları, bilmiyorum. Ama benim hala umudum var yarınlara dair, iyi olmak adına, bilmem anlatabiliyor muyum?
ÖDÇ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Mutlu değilsin sanki, hiç gülmüyorsun, diyorlar eski bir kürtaj hikayesi, diyorum içimdeki çocuğu aldılar!
-
Kaç yaşındaydı diyorlar! Size ne ki? Neden yaş sorusu? Yani makul yaşta mı sorusu mu bu, bizim aklımızın alacağı "çok dehşet verici...
-
Ve ye ni kitabım Derinlik Sarhoşluğu ön siparişe çıktı! Derinlik Sarhoşluğu adlı kitabımı aşağıdaki internet satış noktalarından temin edebi...











