'Bundan yüz yıl sonra hemen hemen hiç birimiz olmayacağız. Yalanlar, kavgalar, küslükler, barışmalar, yanlış anlaşılmalar, dedikodular, eğlenceler, ağlayışlar, gülümseyişler sevişmeler ve ayrılıklar; hiç bir şey kalmayacak geride.
Sanki "hatıra" denilen o sandığa kapatılmak üzere yaşıyoruz bu yaşamı. Alıp başımızı gittiğimizde bizi ne bekliyor? Bundan sonra bu serüven nereye gider, yollar nereye çıkar? Bilmiyoruz. Kalabalıklar arasında herkesin bir yere yetişme telaşı, onca koşuşturmanın sebebi biraz da bu olsa gerek.. Birilerine ve bir yerlere geç kalarak, o anı sandığına bir eksik parça daha bırakmak istemiyoruz.
Ve yolun sonunda da bu yaşamda var olmuş insanoğlunun bir zamanlar söylediği o cümleye çıkıyor bütün duraklar: "Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? "
Çünkü insan biraz ölümlüdür, yaşamaktan usandığı kadar. Kim hatırlıyor ki şimdi, yağmurlu bir günde ve sonbaharın koynunda Ankara'nın ayazında o sabahı.
Kim anımsar ki, Bodrum'a yaklaşırken uçak fobisi eşliğinde ardında kalan şehirleri ve geride bırakılan koca bir ömrü. Begonviller de açmıştı hem. Bundan tam on yıl evvel daha ilk buluşmanın heyecanında iken söylenen aptalca ve çokça saflık içeren o konuşmalar şimdi kimin umurunda? Ah, Beyoğlu nelere şahitti!
Sevdiği bütün kadınların, başkalarıyla evlendiği adamların hüznü, dantel gibi işlenir geriye kalan hayatına! Kına geceleriniz, söz, nikah ve düğünleriniz geçince eve geçtiğinizde tüm herkes evine dağıldığında ve yalnız kalmışken hiç düşündünüz mü, hayatınız hayalleriniz gibi olacak mı diye?
Sarhoş çıkılan yollardan kalp acıları geçermiş, deneyimlediniz mi hiç?
Şehirler, ovalar, ormanlar ve denizleri aşınca başlıyormuş hem de sızılar.. Alanya'nın gün batımlarını hatırladınız mı peki, Antalya'nın o muhteşem ayışığının direkt yüreğinize işlediği oldu mu? Ya Burgazada'nın sarp kayalıkları ve buz gibi denizi?
Alaçatı'da hayata inananlar ne olacak?
Çanakkale semalarında bardaktan değil, ruhunuzdan boşalırcasına bir yağışa denk geldiniz mi? İnsan, her şeye alışır, her şeyi unutur ve insan biraz da ölümlüdür azizim.. Hepimiz aynı yeryüzünde sonu belli hikayelerin farklı figüranlarıyız, hepsi bu.
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2018 Perşembe
13 Mayıs 2018 Pazar
Seni Yitirmek
Bir zamanlar çok severken, ellerinin arasından kayıp giden insanı kaybetmenin tarifsiz acısını daha derinlerinde hissetmemek için kendini kendinde bırakmayıp dağıldıkça ve şimdiki haline geleceğini bilmeden toparlayamaz sanarak parçalarını etrafına saçtığında yeniden başlıyormuş hayat. Her yenilgide küllerinden yeniden doğmanın insanın kader taşlarını dizmek için olduğunu anlıyormuşsun. Aldığın dersleri ve mağlubiyetlerini takip ederek ulaşıyormuşsun büyümeye. Her yıkılışın aslında yeniden ayağa kalkman için, her terk edilişin yeniden sevmen için. Yalnızlık dahil. Kimseye ihtiyaç duymadan. Kaybederken, kaybettiği yerden başlayarak buluyormuş meğer kendini insan. Çok sonra avuçlarınızın arasından kayıp giden insana yeniden rastladığınızda o vakit diyebiliyorsunuz, her şeyin bir zamanı vardı. Benliğime kavuşmam için seni yitirmem gerekiyormuş.
29 Nisan 2018 Pazar
Anılarla, hayal kırıkları arası bir yerdeyim
Annem sabah namazına kalkar önce Allah'a, çocuklarının istikbali ve ailesinin dirliği için dua eder, manevi sorumluluğunu yerine getirdikten sonra saat beş gibi işe gideceklere kahvaltı hazırlamaya, çayı demleyerek başlar, kısıtlı imkanlarla doldurulmaya çalışılmış buzdolabındaki malzemelerden harikalar yaratırdı. Aile hayatımızın var olduğu zamanlarda en sevdiğim şey şüphesiz annemin tebessüm dolu yüzü ve sabah kahvaltılarıydı.
Babam deri işinde çalışırdı. Günde on veya onbeş mont diker belki de vitrinlerde gördüğünüz o cafcaflı pahalı şeylerin bir kısmını o imal ederdi. Ben henüz 15 yaşındayken bizim apartmanın boyundan çok borca, babamın insanlara güvenmesi yüzünden batmıştık. Ortak iş yaptığımız yakınlarımız dahi bize kazık atmıştı. İcralar, hacizler, kuru soğan ekmek.
Seneler çok zor geçti.
Hayatımı aileme yardım etmekten ibaret gören benim için gelecek hayaldi artık. Bir yar ile elele tutuşmak, sinemaya gitmek, bir çay içmeye sahil kıyısına inmek bile lükstü. Çünkü çay ücretini ödeyecek param bile yoktu. Beş seneye yakın sürdü. Araya çok ama çok zor biten bir askerlik ve sabah yediden gece ikilere dek çalışılan bir hayat girdi.
Birini sevdim o sıra. Öyle güzel, öyle benleymiş gibiydi ki; onu rüyalarımda görmek için bile dua ederdim. Geçen her an, bu ölümlü yaşamda biriktirdiğim en güzel anılardı. Fakat yolumuz hiçbir yere çıkmadı bir gün. Ayrıldık.
Annem öldü bir gece.
Dünya başıma diğer bütün galaksileriyle beraber yıkıldı. Öldüğü gece hastanedeydim, Durum kritik bir kaç saate kaybedebiliriz diyen doktorun gözlerine bakıp çok ama çok küçük bir ümit aradım. Donuk ve manasızca öldü dedi. Yağmur yağıyordu dışarıda, ıslandım. Şiddetli ağladım. Alkolle yıkandım, acımı dindirebilmek için. Şehirler dolaştım. Kendimi aradım. Yollarda kayboldum. Tamamen kaybolmak istedim yeryüzünden. Hiç kimseyi görmeye tahammülüm yoktu. Kendimi bile. Uçsuz bucaksız bir uçurum kıyısına gelmiştim. Ben dayanılmaz her şeye dayanabilmiştim. Dayanmayı öğretiyormuş meğer hayat! Nen var demiştin ya, gözlerime değil de uzaklara bakıyorsun neden? Anılarla, hayal kırıkları arası bir yerdeyim. Sana bakarken uzaklara dalıp gitmem bu yüzdendi, bil istedim.
Babam deri işinde çalışırdı. Günde on veya onbeş mont diker belki de vitrinlerde gördüğünüz o cafcaflı pahalı şeylerin bir kısmını o imal ederdi. Ben henüz 15 yaşındayken bizim apartmanın boyundan çok borca, babamın insanlara güvenmesi yüzünden batmıştık. Ortak iş yaptığımız yakınlarımız dahi bize kazık atmıştı. İcralar, hacizler, kuru soğan ekmek.
Seneler çok zor geçti.
Hayatımı aileme yardım etmekten ibaret gören benim için gelecek hayaldi artık. Bir yar ile elele tutuşmak, sinemaya gitmek, bir çay içmeye sahil kıyısına inmek bile lükstü. Çünkü çay ücretini ödeyecek param bile yoktu. Beş seneye yakın sürdü. Araya çok ama çok zor biten bir askerlik ve sabah yediden gece ikilere dek çalışılan bir hayat girdi.
Birini sevdim o sıra. Öyle güzel, öyle benleymiş gibiydi ki; onu rüyalarımda görmek için bile dua ederdim. Geçen her an, bu ölümlü yaşamda biriktirdiğim en güzel anılardı. Fakat yolumuz hiçbir yere çıkmadı bir gün. Ayrıldık.
Annem öldü bir gece.
Dünya başıma diğer bütün galaksileriyle beraber yıkıldı. Öldüğü gece hastanedeydim, Durum kritik bir kaç saate kaybedebiliriz diyen doktorun gözlerine bakıp çok ama çok küçük bir ümit aradım. Donuk ve manasızca öldü dedi. Yağmur yağıyordu dışarıda, ıslandım. Şiddetli ağladım. Alkolle yıkandım, acımı dindirebilmek için. Şehirler dolaştım. Kendimi aradım. Yollarda kayboldum. Tamamen kaybolmak istedim yeryüzünden. Hiç kimseyi görmeye tahammülüm yoktu. Kendimi bile. Uçsuz bucaksız bir uçurum kıyısına gelmiştim. Ben dayanılmaz her şeye dayanabilmiştim. Dayanmayı öğretiyormuş meğer hayat! Nen var demiştin ya, gözlerime değil de uzaklara bakıyorsun neden? Anılarla, hayal kırıkları arası bir yerdeyim. Sana bakarken uzaklara dalıp gitmem bu yüzdendi, bil istedim.
25 Mart 2018 Pazar
Avustralya
Babam gemiciymiş gençliğinde. Şehirden şehire, ülkeden ülkeye. Geride küçük çocuğu, eşi. Annesi, babası, kardeşleri. Geçenlerde bir filme denk geldim. Başrolde Tarık Akan ve Necla Nazır oynuyordu. İmkansızlıklar içinde birbirini seven bir çift. Esas oğlan matbaacı, kız çiçekçi. Tanışıyorlar. Birbirlerini seviyorlar. İmkansızlıklar içinde, evleniyorlar. Ancak hayat şartları zorlu. Erkeğin hayali, Avustralya'ya gitmek. Evlenmeden çok önce başvurmuş. Evlendiğinden kısa bir müddet sonra onay geliyor, kabul ediliyor. Artık tek amacı eşiyle beraber gitmek. Avustralya, bakir kıta! Öyle güzel, sıcacık hayalleri var ki; "gideceğiz hayatımızı kurtaracağız, güzel bir yuvamız çocuklarımız olacak ve mutlu bir geleceğimiz" gibisinden. Gidemiyorlar film sonunda.
Hikaye tanıdık geldi. Çok tanıdık. Rahmetli annemle babam da aynı şartlarda evlenmiş. Babamın başvurusu o zamanlar kabul edilmiş ancak büyük annem, babam işteyken gelen başvuru kağıdını saklamış ve sonra da ortaya çıkar endişesiyle yırtmış. Ne tuhaf oldum bu hikayeyi ilk dinlediğimde. Babam gemiciydi ve oradan oraya savrulurken kendi iç dünyasını küçük defterine sığdırmıştı üstelik. Günlük tadında. Bundan kırk yıl öncesi sanırım. Şiirler, limanlar, hasretler, yalnızlıklar. Ve elbet hayal kırıklığı. "Avustralya'ya gidemiyorum, başvuru sonucu gelmedi" yazmış. Sandığın içindeki tozlu kağıtları, evrakları, resimleri karıştırırken buldum. Iskalanmış ve yaşanılması unutulmuş bir hayat. Defterin satırları, göz yaşlarımı burktu. Neden yazdım bilmiyorum ama paylaşmak istedim."
Hikaye tanıdık geldi. Çok tanıdık. Rahmetli annemle babam da aynı şartlarda evlenmiş. Babamın başvurusu o zamanlar kabul edilmiş ancak büyük annem, babam işteyken gelen başvuru kağıdını saklamış ve sonra da ortaya çıkar endişesiyle yırtmış. Ne tuhaf oldum bu hikayeyi ilk dinlediğimde. Babam gemiciydi ve oradan oraya savrulurken kendi iç dünyasını küçük defterine sığdırmıştı üstelik. Günlük tadında. Bundan kırk yıl öncesi sanırım. Şiirler, limanlar, hasretler, yalnızlıklar. Ve elbet hayal kırıklığı. "Avustralya'ya gidemiyorum, başvuru sonucu gelmedi" yazmış. Sandığın içindeki tozlu kağıtları, evrakları, resimleri karıştırırken buldum. Iskalanmış ve yaşanılması unutulmuş bir hayat. Defterin satırları, göz yaşlarımı burktu. Neden yazdım bilmiyorum ama paylaşmak istedim."
20 Ocak 2016 Çarşamba
Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?
'Bundan yüz yıl sonra hemen hemen hiç birimiz olmayacağız. Yalanlar, kavgalar, küslükler, barışmalar, yanlış anlaşılmalar, dedikodular, eğlenceler, ağlayışlar, gülümseyişler sevişmeler ve ayrılıklar; hiç bir şey kalmayacak geride. Sanki “hatıra” denilen o sandığa kapatılmak üzere yaşıyoruz bu yaşamı. Alıp başımızı gittiğimizde bizi ne bekliyor? Bundan sonra bu serüven nereye gider, yollar nereye çıkar? Bilmiyoruz. Kalabalıklar arasında herkesin bir yere yetişme telaşı, onca koşuşturmanın sebebi biraz da bu olsa gerek..
Birilerine ve bir yerlere geç kalarak, o anı sandığına bir eksik parça daha bırakmak istemiyoruz. Ve yolun sonunda da bu yaşamda var olmuş insanoğlunun bir zamanlar söylediği o cümleye çıkıyor bütün duraklar:
“Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? ”'
Bundan yüz yıl sonra hemen hemen hiç birimiz olmayacağız. Yalanlar, kavgalar, küslükler, barışmalar, yanlış anlaşılmalar, dedikodular, eğlenceler, ağlayışlar, gülümseyişler sevişmeler ve ayrılıklar; hiç bir şey kalmayacak geride. Sanki “hatıra” denilen o sandığa kapatılmak üzere yaşıyoruz bu yaşamı. Alıp başımızı gittiğimizde bizi ne bekliyor? Bundan sonra bu serüven nereye gider, yollar nereye çıkar? Bilmiyoruz. Kalabalıklar arasında herkesin bir yere yetişme telaşı, onca koşuşturmanın sebebi biraz da bu olsa gerek..
Birilerine ve bir yerlere geç kalarak, o anı sandığına bir eksik parça daha bırakmak istemiyoruz. Ve yolun sonunda da bu yaşamda var olmuş insanoğlunun bir zamanlar söylediği o cümleye çıkıyor bütün duraklar:
“Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? ”
Birilerine ve bir yerlere geç kalarak, o anı sandığına bir eksik parça daha bırakmak istemiyoruz. Ve yolun sonunda da bu yaşamda var olmuş insanoğlunun bir zamanlar söylediği o cümleye çıkıyor bütün duraklar:
“Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? ”'
Bundan yüz yıl sonra hemen hemen hiç birimiz olmayacağız. Yalanlar, kavgalar, küslükler, barışmalar, yanlış anlaşılmalar, dedikodular, eğlenceler, ağlayışlar, gülümseyişler sevişmeler ve ayrılıklar; hiç bir şey kalmayacak geride. Sanki “hatıra” denilen o sandığa kapatılmak üzere yaşıyoruz bu yaşamı. Alıp başımızı gittiğimizde bizi ne bekliyor? Bundan sonra bu serüven nereye gider, yollar nereye çıkar? Bilmiyoruz. Kalabalıklar arasında herkesin bir yere yetişme telaşı, onca koşuşturmanın sebebi biraz da bu olsa gerek..
Birilerine ve bir yerlere geç kalarak, o anı sandığına bir eksik parça daha bırakmak istemiyoruz. Ve yolun sonunda da bu yaşamda var olmuş insanoğlunun bir zamanlar söylediği o cümleye çıkıyor bütün duraklar:
“Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? ”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Mutlu değilsin sanki, hiç gülmüyorsun, diyorlar eski bir kürtaj hikayesi, diyorum içimdeki çocuğu aldılar!
-
Kaç yaşındaydı diyorlar! Size ne ki? Neden yaş sorusu? Yani makul yaşta mı sorusu mu bu, bizim aklımızın alacağı "çok dehşet verici...
-
Ve ye ni kitabım Derinlik Sarhoşluğu ön siparişe çıktı! Derinlik Sarhoşluğu adlı kitabımı aşağıdaki internet satış noktalarından temin edebi...