17 Aralık 2009 Perşembe

evcilik oyunu

Bir gün çektiğin dertleri bütünüyle sona erdirmek istiyorsan, yapacağın tek şey vardır:
Aklına gelen ilk şeyi yapmamak.

İşte hikâyeler böyle başlar.

Bütün saplantılarını, kendinle ilgili “işe yaramaz” diye damgaladığın yanlarını, bir poşete doldurup mahzene kilitlediğin hayatını; acımasız olduğunu söyleyerek sızlandığın, aslında zavallı iniltilerden ibaret gerçeklerini…
Bir gün, gün ışığına çıkarmak zorunda kalabilirsin.

Hayat öylesine güzeldir ki…
Sen tat alamadığın anların düşlerine sarılıp öfkelendikçe, avuçlarının içindekini fark etmeden kaybedersin. O düşler, karamsar ve karanlık odanda bir umut ışığıysa bile; kitapların, kasetlerin, yazdıkların, okudukların; aldığın alkoller, yuttuğun haplar seni kurtarmaya yetmeyecek.

Anlamını ara.
Kendi anlamını.

Çektiğin kartın doğru mu yanlış mı olduğuna yalnızca sen karar verirsin. Eğer kendini birtakım disiplin müsveddelerinin girdabında boğuluyor gibi hissediyorsan, sakin ol. Bu his sana ait.

Hangi nesneden kaç bakış fırlatılabilir ki iç dünyana?

Ellerini açıp seni bulmalarını bekleme. Hangi rol sana gerçekten yakışıyor?
Hayaller ne kadar küçük olursa, büyüdüğünde onların içine sığman o kadar zor olur—unutma. Hayallerini başka bir zamana, başka şartlara savurdular.

Ve unutma:
Yağmurlu, soğuk gecelerde küçük evinizde “evlilik” oynarken koynunda olmak isteyen tek kişi o olmayacak.

Zaten adı evlilik değildi.
Bir evcilik oyunuydu yalnızca.


 ÖDÇ (Genç Ölmek başlığı altında yazılmış, Evcilik Oyunu olarak değişmiştir)
 23.03.01 21:27

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder