15 Şubat 2017 Çarşamba

Hatırla ve unutma!

Bu soğuk şubat akşamı ve bu karlı pazar gecesi sana bazı şeyler söylemek istiyorum.

Ses bir ki..

Nereden başlasam..
Damardan?
Dünya acımasız bir yer, hepimiz az çok biliyoruz. Doğar, büyür ve ölürüz. Sonrası meçhul. İyi de ne yapalım yani acımasız bir yer diye pes mi edelim?

Şişşt sakin.. Sen sen ol acılarından korkma, yaşamı sev kimseye kulak asma, hem sen olman için güçlü olman için bir sürü hata yapacaksın daha unutma!

Şarkıları sev, bol bol su iç,akşamları çok yeme salatayla geçiştir elbette kitap oku ve eline ne geçerse, oku tabi bütün kült filmleri izle, tiyatroya git, eğlen haftasonları, hem bu köle düzende iki gün hayata dönüş bileti!

Anneni babanı sağlığında ara sor ziyaret et, ölümlü bu dünya!

Arkadaşlarınla plan yap. Eşinle, sevgilinle, kendinle program yap çık kabuğundan! Körü körüne bağlanma hiç bir şeye. Sağlık gibisi yok. Nezleysen bitki çayları, ya da soğuk algınlığına aferin, çok üşüttünse antibiyotik almayı unutma, kendine bak ki yapacağın bir ton şeyi erteleme!

Bu soğuk şubat akşamı ve soğuk pazar gecesini aklından çıkarma az sonra bahar gelir bak gör, çiçekler açar dağların yamaçlarında, bozkırlar filizlenir güneş doğar, ısıtan güneş doğudan biraz sonra batıya.

Duanı et sen yine ama inancına kimseyi karıştırma. Hobilerin ve uğraşların olsun. Güzel yemekler yapmayı ve yemeyi, --ki internette bir sürü video var--dans etmeyi, enstrüman çalmayı ve bir kaç duble içmeyi unutma! Kadehini kaldırmayı bir de hayata!

At kendini sahil kıyına, tatile çık, pansiyonda kal yetmiyorsa eğer bütçen otel odalarına, aşık ol arkadaşım ne duruyorsun bırak ilham alsın şairler duygularından, aşkından düşsen de yalnızlığa..

Dağlara doğru koş, yürü kilo ver, terle biraz. Şehirlere yolculuk et, güneşe sarıl yolculuk yap ama yazın geldiğini Yalın'ın cornetto reklamından değil de, kalbinin cıvıltısından duyumsa. Kuşların melodilerinden anla!

Sabret biraz, seni sevecek insan, bir başkası için üzülmekle meşgul belki de , sana gelmesi için bir zaman tanı ona. Sen de kavrul biraz yeryüzünün ağrılarıyla. Yalan söyleme, yalandan uzak ol, yalana ihtiyaç duyma. Yalan bütün kötülüklerin anasıdır!

Unut ama hatırla..
Hatırla ve unutma!

Uyanmak istemediğin günler vardır muhakkak, yarınların olmasını istemediğin ama güneş doğmuştu ve yarın doğmuştu değil mi, anımsa!

Hiç bitmesin dediğin ama çabucak geçiveren günler ayağının yandığı sarı kumdan kumsallar, gökyüzü ve deniz, kadehler ve müzik..

Hayat hala ve sıfırdan yaşanabilir bak, bu şubat ve bu soğuk pazar gecesi içini karartma. Sarıl kendine, sarıl düşlerine...

Hem bütün zulümler bitecek bir gün, yorgunluklar son bulacak. Aşk kazanacak canım, yeryüzü aşkın yüzü olacak. Yeryüzü aşkın yüzü olmazsa eğer bu vakti geldiğinde, bizim başka bir hayatta alacağımız olacak.

Kalbini temiz tut sen bi önce.

Yıka kirlerini zihninin. Hayır demeyi öğren mesela. Hayat karşı bir duruşun olsun. Olma misal, emme basma tulumba! Atatürk'ü sev, yüzlerce isimsiz kahramanını unutma bu toprağa düşen ve ne fedakarlıklarla kurulan bu ülkeyi asla ama asla bir evet uğruna satma!

Leylekler göç ederken, balıklar deniz dibinde okyanuslar aşarken, bir kedi veya köpeğin sonsuz dostlukla seni sevdiğine şahit olurken..

Temiz bir yarın ser, bembeyaz çarşaflar gibi. Pencereni aç yarın sabah. İçine çek hayatı, aşktan bahset yalnızlığın aşka özleminden, aynı rüyalarda doğan çocukların şimdiki zaman inkarı bu biraz..

Alışmayı öğren zamana, ama hiç bir zaman alışma!


Önder Deniz Çavuşlar

5 Ocak 2017 Perşembe

Benim Annem, Bir Melekti Yavrum..

Beni kolay doğurmamışsın, hep öyle derdin, hem ebe filan gelmiş ters dönmüşüm bu yaşam ağrısına gelmemek için epey zorlamışım seni, hastane filan hak getire, ne sıkıntı çekmişsin, anlattığında tuhaf olurdum, olur kızarır bozarırdım, üzülürdüm hatta neden sana böyle acılar çektirdim diye...

Sonrasında sütten kesilmen uzun sürdü derdin. Konusu açıldığında, daha dünyaya gelmeden sana ne zorluklar çektirdiğimi düşünürdüm. Boynu bükük ve mahçup bir sızı orası.

Beş yaşındaydım. İstanbul'da tarihin en yoğun kar yağışı yaşanmıştı. Çocuktum sonuçta, yaşıtlarım sokaktaydı. Ben de çıkmak istiyordum. Ama "yavrum üşürsün, olmaz bugün" demiştin.

Pencereden arkadaşlarımı izlemiş, dışarı çıkamamış sana küsmüştüm. Ama o gün canını dişine taktın bana kalın mavi renkli hemde önünde kardan adam figürü olan bir kazak ve eldiven diktin. O gün dışarı salmadığın için küs olan ben, ertesi gün doyasıya kartopu savaşı yapmıştım arkadaşlarımla. Hem sıcacık kazağım ve eldivenlerim vardı. Çok mutlu etmiştin beni...

Okula başlayacaktım. Artık yedi yaşındaydım. Ama korkuyor ve çekiniyordum insanların arasına karışmaktan! Ortama adapte olamayacağımı anladın. Annelik içgüdüsü! Öğretmenimden izin alarak benimle birlikte aynı sırada oturdun. Günlerce. Sonra alıştım. Karıştım hayata..

Kimliğimi yenilediğimiz günü anımsıyor musun? Lise yıllarıydı, hani düğüne gider gibi briyantin sürmüş, süslenip püslenmiş yeni aldığın gömleğimi giymiştim..

Zaten sakalım da çıkıyordu, mahalledeki stüdyo tuğba tanıdıktı üç beş kuruş indirim yapar ümidiyle oraya gitmiştik. Geçenlerde kimliğimi yenilemeye gittiğimde anımsadım, çekindiğim resme baktım hafif seyrelmiş saçlar, kesilmekten bıkmış sakalım ve birkaç beyaz saç. Milyonlarca yıl geçmiş gibiydi. Nüfus suretime göz atarken bir şey dikkatimi çekti..Anne adı karşısında sen vardın.

Askere gittim. Ki beni tanıyordun. Hayata karşı inanılmaz yaralı biriydim, zor bir çocuktum. Beni her hafta ziyarete geldin. Memleketin doğusu, batısı fark etmedi. Senle birlikte askerlik yaptım neredeyse. Komutanımla tartıştığını anımsıyorum. Bir gün komutanım sudan sebepten bana bir tokat vurmuştu da telefonda hesap sormuştun. "Ne oldu, yavrum çabuk söyle, yıkarım başlarına askeriyeyi" diyerek. Ben hala dünkü toy çocuk "Annem, komutan bir kaç fiske vurdu sadece mühim bir şey yok" demiştim. Sabahına damladın. Komutana fırça attın! Sayende evci iznine çıkarıldım. Sayende sana özlemimi giderdim, bir nebze..

Yirmi beşimdeydim. Gecelere kaptırmıştım kendimi. Yüzünü görmüyordum bile günlerce. Eve uğradığımda, "Özledim seni yavrum, nerede kaldın gözüm yollardaydı" derdin. "Bekleme beni anne" derdim. "Büyüdüm ben artık. Alış" bir de. Oysa hiç büyüyemedim.

Alışırmış gibi yaptın.

Ailemiz ne sıkıntı çektiyse ya da nasıl güzel günler geçirebildiyse onda dokuz buçuğu sayendeydi. Namazında, duandaydın. Evimiz mevlütlerden geçilmezdi. İzdiham olurdu her düzenlediğin merasim. Sorduğumda," Oğlum bir gün biz de geçip gideceğiz dünyadan, sakın dualarını o zaman eksik etme olur mu?" derdin.

Anneni erken yaşta kaybettiğin için, "özellikle ve özellikle" Kibariye'nin söylediği "Eller kadir kıymet bilmiyor, anne senin kadar kimse sevmiyor anne" şarkısında için için ağlardın öyle çok ağlardın ki o şarkıyı duyduğumuz yerde kapatırdık. Kasetini bile saklamıştım açıp dinleyip üzülmeyesin diye. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordu o anlar. Anımsıyorum.

Sonra bir gün, ansızın fenalaştın, doktorlara gidildi, kanser dediler. Sonra ameliyat dediler. Ameliyat oldun. İyileşecek dedi, doktorlar, iyileşemedin.

"Görebilir miyim" demiştim doktora son gecende. "Nasıl olacak?" bir de "İyi olacak" demişti doktor. Ama o gece eve gitmemizi söyledi. Ben kaldım. Gece dörttü. Yağmur yağıyordu. Hastane koridorlarında volta atıyordum. Dışarı çıktım sigara içmeye. Derken telefona bakan çocuk, beni çağırdı resepsiyondan. "Doktor acil seni istiyor" dedi. Koştum dört kat. "Üzgünüm, kaybettik annenizi" dedi doktor hanım. Ne kolay söyledi. O gün dünya başıma yıkıldı. Bütün kemiklerim kırıldı. Seni toprağa verirken o çukura indiğim an. Tek düşüncem, "nasıl yatacaksın burada, üşür müsün" acaba idi. Sonra üstünü örttük topraklarla. "Nefes alamaz ki annem dedim!"

İnsanlar benden gözlerini kaçırdılar.

Sonra çiçek oldun, bahar oldun, güneş oldun, toprak oldun.. Sonra ırmakların kıyısına gittin, bin bir türlü çiçeklerin açtığı yere, deniz kıyılarına. Cennetti değil mi gittiğin yer? Hani masmavi her yanı, okyanuslar, gök kuşağı, çiçekler, ırmaklar, şelaleler, yemyeşil ovalar, mutlu insanların olduğu yer, değil mi?

Bugünü hiç unutmadım. Dallarında çiçekler açacak yine, güneş yüzüne vuracak, yağmurlar öpecek alnından. Gülümsediğini hissedeceğim ve o çok önceden bana dua et emi yavrum bana dediğini. Edeceğim.

Her gece seninle konuştum. Duydun mu? Beni duydun mu anacığım? Ben seni duymuyorum, duyamıyorum. Rüyalarımda bile görmüyorum. Şimdi hayal oldun sen, düş. Çok uzakta bir düş! Ne görüyorum ne ölüyorum...

Ama buluşabilirsek, anlatacağım çok şey var, o zamana dek rahat uyu meleğim, güzel anneciğim canımdan daha çok sevdiğim..

Mümkün olabilirse; bir çocuğum olduğunda. O'nu başucuna getireceğim ve o dünya tatlısına o gün: "Benim annem, bir melekti yavrum diyeceğim."

17 Aralık 2016 Cumartesi

Bir kadın vardı..


Bir kadın vardı..

Saçları güneşten biraz yanık altından daha sarıydı. Gözlerinin rengini, uçsuz bucaksız ovaların yemyeşil taze çimenlerinden almaktaydı.

Bir kadın vardı. Dudakları, meyve bahçelerinin dallarından koparılan en olgun kirazların tadındaydı.

Onu tanıdığım zamanlarda, ülkede afetler, cinayetler, çöp toplayan kimsesizler, taciz ve tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar ve hapisanelerde masum insanlar vardı.

Bir kadın vardı. Bakışları alev alev yakardı. Boş lakırdılardan hicap duyardı. Gerek olmadıkça konuşmazdı. Gerektiğinde konuşur, yeri gelince susardı. Suskunluğu hüznün arkasına saklıydı.

Bir kadın vardı. Ayışığına benzerdi, yakamozu severdi. Denizinin üzerine her gece parıltılarını saçardı. Bir vakit olurdu, kendi karanlığına kaçardı.

Bir kadın vardı. Kırmızı ojeli tırnakları, sigara izmaritlerinde kırmızı ruj izleri, kırmızı elbisesi ve kırmızı topuklu ayakkabılarıyla aklımı başımdan alırdı.

Sarılınca birbirimize bedeni, ruhumu alev alev yakardı. Bütün bildiklerimi unutturur, yeryüzünde imkansız hiçbir şeyin olmadığına beni inandırırdı. İmkansız demek onunla hikayemizin başlangıcıydı.

Bir kadın vardı. Kokusunda yaşamı iliklerime kadar hisseder, teninde ölümün soğukluğunu değil aksine o huzurlu güzelliğini yaşatırdı.

Bir kadın vardı. Bir yandan billur sesiyle en sevdiğim şarkıları kulağıma fısıldarken, öte yandan beni o çok sevdiğim rakı masallarına özenle hazırlardı.

Bir kadın vardı, yaşı olmayanlardandı. Yaşını yaşına kadar hiç yaşamamıştı, hep gençti. Yaşam boyu görülmemiş düş, koparılmamış bir çiçek, ömründen hiç bir mevsim geçmemiş seneler gibiydi.

Bir kadın vardı. Hatalarımı yüzüme vurmaz bana herkesten çok daha hassas yaklaşır ve beni sevgiyle kucaklardı. Göğsünde uyuturdu beni. Göğsümde uyurken bir meleği andırırdı.

Başka kadınlar da vardı. Sevdiği adamın omzunda uyuyan, yapayalnız yataklarda uyanan, hayal ettiği bütün düşleri yıkılan ve insanın bütün dünyasını tek bir lafıyla başına yıkan.

Ama o kadın başkaydı, bambaşka bir masaldan yeryüzüne düşmüş de, sanki görevi insanı aşka, mutluluğa ve hayata inandırmaktı.

Bir kadın vardı. Ve o kadın, her gece görmek isteyip görülmesi artık mümkün olmayan rüyalarımdaydı.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Bir Bayram Akşamı Notları..


Şenlik dağılmış, geriye bir acı yel kalmış ve mevsime denk düşen yağmurlar da yağmışsa itiraf edebilirim. Bazı bayramlar bazı evlerin odalarının duvarlarına gizlenir bazı acılar. Bir tablo gibi şöylelemesine asılı dururlar. Bunu sık sık hatırla emi!

***

Ağaçların, çimenlerin ve üzerlerine düşen yağmur damlalarının bir ruhu olduğunu anladığın zaman henüz düşmüştü gökyüzünden sarı sonbahar..

***

Kalbim, koca okyanusun kalbini kırmış sarp kayalıkların arasından geçit bulup gizli bir mağarada sükut eden durgun sular gibiydi.

***

Bana yalnızlığından bahsettiğin o gece, senden çok yalnızlığı sevmeye başladım.

***

Aynı kitabın sayfalarını eş zamanlarda okumuş ve aynı cümlelerin altını çizmişiz de, o esnada odanın sessizliği unutturan şarkının melodisinde yitirmişiz birbirimizi sanki.

***

Ahmet Kaya, "Başıma neler geldi, sana diyemedim" diyor ya, insan başına bir şeyler gelsin ve hiç kimseye söyleyemesin istiyor!

***

Bir vazoda solan çiçekleri örnek verdiğinde, sen o rengarenk çiçeklere benzetiyordun kendini. Bir zamanlar capcanlı olan o bitkilerin güzelliğinden ve şimdi solgunlaştığından dem vuruyordun. Ama benim kederim vazonun müebbet kaderinde gizliydi.

***

Ölmeden evvel dinlenmesi gereken şarkıları, izlenmesi gereken filmleri ve görülmesi gereken yerleri, keşfetmeye henüz başlamışken geliyordu ölüm zaten.

***

Yol bir yere gitmeyebilir, dedim. Hatırladın o vakit. En son çıktığımız yolculuğu. Önce bir patikadan, sağa sola yalpalamış sonra çıkmaz sokaklara dalmıştık. Kaybolmuştuk. Ama yine de mutluyduk çünkü otobüsün cam kenarından dünyayı keşfediyor, ağaçları, uçsuz bucaksız kırları ve ovaları ve geceleri yıldızları seyrediyorduk. Bazen de kıyısı hiç bitmeyecekmiş gibi gelen masmavi suları. Zaten yolun bizi götürdüğü yer değil, yol bir hikayeydi.

***

Annem çiçekleri çok severdi. Benim için bayram, annemin kabrindeki çiçeklerden ibaret dedim ya sana, açmışlarsa şayet mezarlık gülleri bir buruk tebessüm konardı dudaklarımın kıyısına hatırlarsın. Sen de elimi tuttun yanağımı okşadın ve benim için de dedin, babamın kabrindeki ayrık otlarını temizlemek ve bir buket kasımpatı bırakmak. Çünkü o ölmeden annem çok seviyor diye ona hep kasımpatı alırmış.

31 Temmuz 2016 Pazar

Kurşun gibi

O pazar günü söylemiştim
tutsak olan bedenimdi
düşüncelerim kurşun gibi ağır hala,
kaç zamandır yoldayım
tamam yol uzun
belki hayat kısa
bacaklarım da bitap
olsun be adam dayan dedin
bak kırmızı tuborg'umuz
az leblebi ve umutlarımız duruyor daha masada

Önder Deniz Çavuşlar

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Asıl Mesele

Her şeyi unuttuklarını hatırlayıp günün birinde seni de unutabileceklerini kabul ederek sevmeyi denediğin gün sendeki asıl seni daha iyi tanıyacak onca yaşanmışlıkları unutmayı başarabildiğin gün ise onları daha iyi anlayacaksın. Ki asıl meselenin onları anlamak değil kendini tamamlamak olduğunun da o zaman farkına varacaksın.


Önder Deniz Çavuşlar

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Ne darbe, ne cemaat!

Ne darbe istiyoruz ne cemaat, ne diktatörlük ne de şeriat!
Tek bir arzumuz var, barış ve huzur içinde insanca yaşamak.

7 Temmuz 2016 Perşembe

Maviliğin Koynunda

Sonra, bütün hikayelerin aslında hiç yaşanmadığını anımsıyorsun, küllerinden doğduğun bir maviliğin koynunda..

10 Haziran 2016 Cuma

teşekkür..

"Bak bir pazar sabahına daha, ayrı hayatlarda uyandık sevgilim." çıkış cümlesiyle kitabevlerinde yerini alan, Şehre Keder Yağıyor adlı kitabımın ilgili okurlarıyla buluşmasının ikinci yılı bugün..

Deneme türünde kaleme aldığım kitap, Net Kitap tarafından yayımlanmıştı. Kitabın hazırlanması ve yayınlanmasında emeği geçen herkese bugün vesilesiyle tekrar teşekkür ederim.

6 Haziran 2016 Pazartesi

İlk kitabım Hiçlikle Yokluk Arası, şimdi Wattpad'de!

"Gittin ve ben o gün yalnızca, yirmi bir gram eksildim."

6 yıl evvel yayımlanan ilk kitabım ‪Hiçlikle Yokluk Arası‬,  şimdi ‪‎wattpad‬ platformunda!


Kitabı okumak için: https://goo.gl/CsP0td

4 Haziran 2016 Cumartesi

"Rüyalarınızı gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır."

Bir efsaneyi daha kaybettik. ABD'li efsanevi boksör, eski Ağır Sıklet Dünya Şampiyonu ‪‎Muhammed Ali‬ yaşamını yitirmiş. Babamın kahramanıydı. O'nun ne büyük bir boksör olduğunu dinleyerek geçti çocukluğum. "Sabaha karşı yayınlanan maçları için uyku tutmazdı, sabaha kadar beklerdim, ekran karşısına geçip Ali'yi desteklerdim, bakardım o sıra pencereden, bir çok evde maç saati ışıklar yanardı" diye anlatırdı. Rakiplerini yaptığı danslarla şaşırtır kelebek gibi uçup arı gibi sokarak nakavt edermiş büyük şampiyon. Gidenden geriye anıları ve söyledikleri kalırmış. Ben de, "Rüyalarınızı gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır." sözünü buraya bırakıyorum. Ruhu şad olsun.

2 Haziran 2016 Perşembe

Şehre Keder Yağıyor'u temin etmek için..

Şehre Keder Yağıyor‬'u temin etmek isteyen dostlarımız için temin adresleri aşağıda yer almaktadır.

Kitabevleri: Tüm D&R mağazaları, Remzi, İnkılâp, Nezih, Mephisto, Megavizyon, Dost, Kitapsan, Arkadaş

İnternet; D&R, kitapyurdu, idefixe, pandora, ilknokta, babil, eganba
Saygılar..

Önder Deniz Çavuşlar

1 Haziran 2016 Çarşamba

üç farklı yaşam

Üç farklı yaşam var milyarlarca galaksinin arasında ufacık bir yer kaplayan bu dünyanın içinde. Okula başladığın en yakınlarınla bir lokma ekmeği bölüşüp kah gülüp kah üzüldüğün arkadaşlar edinip sevdiklerinle güzel anılar oluşturduğun o masum ilk çocukluk geride kaldı. O zaman dilimine ait her şey yavaş yavaş puslanıyor. Herkes için. Eş dost, arkadaş, akrabalar ve kardeşler adına. Yeni insanlar dahil oldukça hayatlarımıza , yeni hikayeleri ve farklı davranışları beraberinde getiriyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, saygının ve sevginin makbul kılınacağı ve insanlar nasıl davranırlarsa öyle karşılık alacakları ikinci dönem bu. Kartlar yeniden karılacak. Ölümlerin birer birer eksilttiği aileler, yeniden kendilerini inşa ederken önceden kalan ne varsa taşlar eteklerine dökülecek. Büyüklerin hatırı kalktıktan onlar birer birer yeryüzüne veda ettikçe asıl yüzler ortaya çıkacak. Söz susacak artık. Karakterlerin belli olacağı başka bir kıyıdan kalkıyor gemi..Olmak ya da olmamak üzere karar arifesinde şimdi bireyler.. Üçüncü dönem ise ömür yeterse, yaşlar alıp yüzlere çizgiler, saçlara beyazlar düştüğünde başlayacak. O hikayeye biraz daha var. Belki de hiç olmayacak.